|
...
Yurdunun altını üstünü kendi vücudu gibi tanımayan
Halkının geçmişini bilmeyen, umutlarını sezmeyen
Çağın ruhuna, mevsimlerin huylarına yabancı olan
Resme, şiire, musikiye kapalı kalan
‘Altın ölçü’*ye varabilir mi?
...
Mimar Sinan |
|
Muğla’dan Mektuplar adını verdiğimiz yazı dizimin ilk yazısında Muğla’ya kuzulu kapılarından bir giriş yapmıştık. Şimdi bu sayıda, bu kapıdan (yerel tabiriyle “yol kapı”dan) Muğla’ya bakınca neler gözümüze çarpıyor bir ona bakacağız. Dergimiz Muğla dışından ve belki de Muğla’yı çok iyi tanıma imkanı bulamayan kişilere de ulaştığı için öncelikle böyle bir genel girişi gerekli buldum ki daha sonra detaylara girebilelim. Muğla, Ege bölgesinin denize en uzun kıyısı olan ili olarak bilinir. Ama Muğla kent merkezinin denizle direkt bir bağı yoktur aslında. Muğla kent merkezi dendiğinde birçok “en” leriyle kendine özgü kültürü, mimarisi, yaşayışı olan 44.000 nüfuslu bir kent gelir akla. Rize’den sonra en çok yağış alan, yaylasına çıkılmayan, inilen, meşhur “sabah çorbası”nın adı “Muğla Kebabı” olan, tamamıyla doğal çevre etmenlerinin mimariye yansıması sonucu oluşan ve başka hiçbir yerde benzeri olmayan baca ’sı sembolü olan bir kent |
|
|